Çocuklara karşı kelimeleri tartarak konuşmaya çalışsam da insanız ve nasıl büyüdüysek öyle davranmaktan kendimizi alamıyoruz.
Mesela kullandığım ve her kullandığım da kendime kızdığım "sakın ağlama, ağlayarak sakın yanıma gelme, bebek gibi ağlama vb. cümleler oluyor.
Bunu sıkça söylüyorum çocuklarımın başarılı olmalarından önce mutlu bireyler olmalarını istiyorum. Kendilerini önemsesinler, vicdanlarını, merhametlerini hiç bir zaman göz ardı etmesinler. Ve en önemlisi kendilerini çok iyi ifade etmeyi öğrensinler. Yani duygularını daha küçüklükten itibaren karşıma dikilip açıkça anlatabilsinler istiyorum. Bunun içinde anne baba olarak bizlere çok iş düşüyor. Babaları girdikleri kalıptan çıkarmak daha zor olduğu için en önemli görev de her zaman ki gibi biz annelere düşüyor. Yani en azından ben kendimi buna mecbur görüyorum.
Tüm bunları düşününce karşımda ağlayan çocuğa "sakın ağlama" demek onun karşıma dikilip duygularını ifade etmesine engel olmaktan, duygularını bana asla söyleme mesajı vermekten başka hiç bir işe yaramıyor. Duygularını önemsemediğimi düşünüp geri gittikleri anlar olmuştur ve ben o an asla fark etmemişimdir. Bu yüzden kendime sürekli telkinde bulunuyorum.
Çocukların karşına en üzgün, en sinirli, en mutlu geldikleri anda; onları sözlerinle geri iterek değersiz hissetmelerine sebep olma. Annem duygularımı önemsemiyor diye düşünmelerine izin verme. Yapma
Tabi koşturma, iş yoğunluğu gibi sebepler en büyük mazeretimiz olduğu için ve kafalarımızda bir sürü tilkiler döndüğü için en iyi bildiğimiz şeyleri bile çoğu zaman unutabiliyoruz.
Özgür Bolat bir yazısında okumuştum diyor ki;
Üzgün çocuğa "üzülme daha iyisini yaparsın" (ki bu cümleyi Yağız'a çok sık kullanırdım artık kendimi engelliyorum.)
"buna üzülür mü insan?" veya " üzülme alt tarafı bir ders"
Anne baba zannediyor ki çocuk bu durumda iyi hissedecek. Ama tam tersi çocuk "üzülmek kötüdür" demeye başlıyor.
Üzüntüsünü saklamayı ve paylaşmamayı öğreniyor. ( işte bunu hiç istemiyorum)
Ne acıdır ki çocuğun içinde fırtına kopuyor, ama aile çocuğa duygularını saklamayı öğrettiği için ona destek çıkamıyor ve rehberlik yapamıyor.
Her yazılana tabii ki itibar etmemek gerek ama bunların yanlış olduğunu da inkar edemem. Yağız'ı etkin bir şekilde hiç bir şeyle uğraşmadan dinlemezsem anında söyleyeceklerinden vazgeçip önemli değil zaten diyerek yanımdan uzaklaşıyor. Bu sefer ben peşinden koşuyorum anlat ne olur diye ama bana ilk geldiğinde ki heyecanı olmadığı için çok hevesle anlatmıyor hatta resmen beni geçiştiriyor. Sonra kendime kızıyorum tabii :)
Ela daha bir yapışkan sıkıyorsa yüzüne bakmadan dinle anında bağırıyor "bir şey anlatıyorum anne yüzüme bak" diye. Ela daha net duygularını söylüyor Yağız ise ilgi görürse söylüyor bunda ergenlik öncesi dönemde olmasının da etkisi büyük. Çok fazla boşta bırakmadan ara ara sohbet zamanları yaratmak gerekiyor.
Bizler böyle büyümediğimiz için uygulamakta zorlanıyoruz. Daha fazla çabalamamız gerekiyor. Ha tabi biz böyle büyümedikte ne oldu diyenler de var. Ama maalesef yaşadığımız dünya ve ortam bizim zamanımızda ki gibi değil. Bu yüzden çocuklarla iletişim herkesden ve her şeyden önce geliyor.
Ben mesela konuşarak kendimi çok fazla ifade edemem yazmak daha iyidir benim için. Öfkelendiğim de kızdığımda annelere bağıramayacağım için hep elime kalem kağıt alıp yazdım. ilk evlendiğimde resmen kavgalarımızı yazdığımız bir ajandam vardı. Çocuk büyütürken bayağı aştım bu durumu ama daha çok yol kat etmem gerekiyor. Çocukla büyümek terimini iliklerime kadar yaşayan bir anneyim :)
Bu arada tanımayan varsa Özgür Bolat'ın bütün yazılarına bir göz gezdirmenizi tavsiye ederim. Bahsettiğim yazının linkini de ekliyorum ;)
Özgür Bolat- Hürriyet
Sevgiler,

