29 Oca 2016

Çocuğa Bağırınca Susar mı? Konuk YAZAR





Bugün sizi konuk yazarım deneyimlianne Emel in yazısı ile baş başa bırakıyorum.
sevgiler,


Çocuğumuza bazen çok kızıyoruz ve istemeden de olsa ona bağırıp onu azarlıyoruz. Doğru olmadığını bilmemize rağmen insan psikolojisi işte her zaman aynı olmuyor!

Aslında çaresizlik ve tükenmişlik bize bu davranışı yaptıran. Kolay değil tabii 7/24 küçük afacanla uğraşmak!

Tabii bu bağırmalar, azarlamalar çözüm mü? Bağırdıkta çocuğu susturduk mu, dediğimizi yaptırdık mı? Yoksa tam tersi inatlaşmasına mı sebep olduk? İsyan duygusunu tetiklediğimiz için daha da öfkeli hale getirdik mi onu? Sadece isyan duygusunu tetiklemedik aynı zamanda rencide oldu. Sadece büyükler rencide olmaz, çocuklar da rencide olur. Hatta bunu başkasının yanında yapmayı hiç denemeyin! Kolay kolay yapmam ama yaptığım zaman daha beteriyle karşılığını almışımdır çoğu kez.

Baştan dedim ya psikolojimiz her zaman aynı olmuyor diye bazen yaptığı büyük bir hataya küçük tepki verirken küçük bir hataya büyük tepkiler verebiliyoruz. İşte o zaman çocuğumuzu karşımıza alacağız ve sorun ne ise onunla konuşacağız. Küçük o, anlamaz demeyin bunlar folik asit çocuğu, büyümüşte küçülmüşler her şeyi öyle güzel anlıyorlar ki ondan "özür dileyin". "Az önce ben sana çok kızdım o yüzden bağırdım, sen de bana biraz daha anlayışlı olursan sevinirim, özür dilerim, seni çok seviyorum." deyin. İnanın anlayacaktır sizi. Bunu defalarca deneyimlemiş bir anne olarak yazıyorum. Hatta sevdiğimi özellikle söylüyorum, çünkü ona kızmamı onu sevmediğim olarak düşünüyor. Yanıma gelip "anne sen hala beni seviyor musun?" demesinden biliyorum. Hem çocuk önemsendiğini hissedecektir.

Çocuklar hassas varlıklar onlara karşı biraz daha anlayışlı olmaya çalışalım. Hata da yapabiliriz hiç kimse dört dörtlük değildir, biz de değiliz ama hatamızı telafi etmeye çalışabiliriz öyle değil mi?

Sevgiler...
www.deneyimlianne.com
facebook/deneyimlianne
instagram/deneyimliannemel
twitter.com/deneyimlianne


devamı »

28 Oca 2016

Arı Sütünün Faydaları

Karadut şurubu ve bıldırcın yumurtasından sonra bu sıra yeni keşfimiz ARI SÜTÜ!



 Hiç kullanmadım ama poleni daha önce kullanan arkadaşlarımdan duymuştum ve özellikle bağışıklık için kullandıklarını ve memnun olduklarını biliyordum. Yağız bu sıra yine düzgün beslenmiyor karadut şurubu almaya gitmişken polende alayım dedim ama satıcı bana özellikle arı sütünü tavsiye etti. Bu minicik şişede ki arı sütünü 750gram (market balı olmamalı) bala karıştırıp sabah akşam ya da sadece sabah olarak kendiniz de dahil herkes kullanabilir dedi. Ayrıca baldan 1 kaşık çocukların sütüne de katılabiliyormuş. Sıkı sıkı tembihlediler çok tüketmemek gerekiyormuş. Her şeyin fazlası zarar ;) Alerjisi olanlar ve 1 yaşın altında ki bebekler kullanmamalı.

Ben sadece sabah bir tatlı kaşığı çocuklara veriyorum akşamda yatarken yine bir kaşık sütlerine karıştırıyorum hatta Ela ya gece vermiyorum zaten uykusuz iyice enerji patlaması yaşar korkusuyla uzak tutuyorum. Ama kendimde 1 haftadır her sabah evden çıkmadan 1 kaşık yiyorum. Ne uykusuzluk, ne halsizlik ne de yorgunluk gibi şikayetlerim kalmadı diyebilirim.

Peki nedir bu arı sütünün faydaları diye araştırdım;

Arı sütü, bebek-çocuk-erkek-kadın-yaşlı yaşamlarında... Gebelikte; doğum öncesi ve sonrası süreçte ve anne karnından itibaren gelişme çağındaki çocuklarımıza pek çok yararları vardır. Zihinsel gelişim ve büyümede çok etkindir.
Hastalıkla savaşanlar için çok önemli bir destektir. Kanserle ve ağır hastalıklarla mücadelede propolis ile birlikte en çok başvurulan ürünlerden biridir.
Sporcular ve egzersiz yapanlar için vazgeçilmez gıda ve doğal dopingdir.

ARI SÜTÜ NEDİR?
Arı sütü genç bal arılarının yutak altı bezlerinden salgıladıkları peltemsi bir sıvıdır. Bu sıvıya arı sütü denmektedir. 5-10 günlük işçi bal arılarının kraliçe arıyı beslemek için salgıladıkları bu sıvı günümüzde arı sütü olarak bütün ilaç sektöründe kullanılmaktadır. Kraliçe arı başka bir şeyle beslenmemekte ve bu sütle günde 3000 kadar arı yumurtası meydana gelmektedir.

Arı Sütü Nasıl Tüketilir?
Arı sütü saf olarak kullanılacağı gibi su, pekmez veya sütte çözülerek de tüketilebilir. En yaygın olan balla karıştırılarak tüketilmesidir. Bal hem biraz ekşi olan arı sütünün daha rahat alınmasına yardımcı olur hem de koruyucu özelliğiyle arı sütünün bozulmasını önler.

Arı Sütünün Faydaları Nelerdir?
- Arı sütü kürü ile bağışıklık sisteminin güçlendiği, bünyedeki bakteri ve mikropları yok ettiği, hatta oluşumunu engellediği kaydedilmiş.

- Çocukların zihinsel ve bedensel gelişimlerini hızlandırır. Kas ve kemik gelişimlerini destekler.

- Romatizmal hastalıklarda yardımcı tedavi olarak kullanılır.

- Tansiyon hastaları üzerinde yapılan çalışmalarda tansiyonu dengelediği rapor edilmiştir.

- Diyabet hastalarına verilen arı sütü kürü ile bu hastalarda çok ciddi iyileşme gözlemlenmiştir.

- MS gibi çok ciddi hastalıklarda bile propolis ile birlikte çok iyi sonuçlar alındığı belirtilmiştir.

- İçinde var olan enerji nedeniyle yorgunluğu atar, enerji verir, insanı zinde tutar.

- Arı sütü üst solunum yolu rahatsızlıklarına çok iyi gelmektedir. Astım, bronşit ve nefes darlığı çeken hastaları tedavi ettiği, akciğeri temizleyip balgamı söktürdüğü bilinmektedir.

- Hücre yenileyici etkisi nedeniyle saç dökülmesine karşı kullanılır.
- Yine hücre yenileme özelliği nedeniyle cilt kırışıklıklarını gidermede kullanılır. Merhem olarak da kullanılan arı sütü insan cildinin güzelleşmesinde inanılmaz etkiler gösterir.

- Hücre yenileme özelliği nedeniyle kanserli hücreleri yok etmede ve savaşmada kullanılır.

- Midenin rahatlamasını sağlar. Ülser gastrit gibi mide hastalıklarını ve mide yanmasını önler.

- Kalp ve damar sistemini desteklediği gözlenmiştir. Arı sütünün özellikle damar tıkanıklığını kolaylıkla giderdiği, kan akışını düzenlediği tespit edilmiştir. Kolesterole iyi geldiği gözlenmiştir.

- Sara hastalığında nöbetlerin hafiflemesini sağlamaktadır.

- Arı sütünün doğal bir insülin gibi kandaki şekeri yakarak enerjiye dönüştürdüğü ve insülin ihtiyacını azalttığı tespit edilmiştir.

Unutulmamalıdır ki, bu doğa mucizesi yalnızca hastalıkta değil hastalıkları önleme, yaşam kalitesini artırma ve sağlıklı yaşam için de kullanılabilir.



kaynak

devamı »

26 Oca 2016

Pratik Annelik

Normalde hiç pratik bir insan değilim öyle el becerilerim ve el çabukluğum da yoktur. Ama annelik zaman içerisinde her şeyi öğretebiliyor.

Hiç beceremem yapamam desem de kızım için toka yapabildiysem ya da oğlumun gönlü olsun diye resim çizmenin inceliklerini internetten araştırıp çaktırmadan oğlana öğretmeye çalıştıysam ucundan yırttım demektir. Yani kendin için değil ama çocuklar için yapamam, edemem, beceremem yapım bu gibi cümleler kifayetsiz kalıyor.

Şöyle bir ev koşturması eminim bir çoğunuz da vardır;
Tuvalete giderken koridorda ki oyuncakları toplayıp Ela'nın odasına götürdüğümde Ela'nın odasını toplarken Yağız'ın eşyalarını alıp Yağız'ın odaya götürüyorum. Yağız'ın odayı toplamıyorum o odada ki tüm düzen ve dağınıklık sorumluluğu Yağız'a ait ona 2 nutuk çekip odadan elimde atılcak çöpleri mutfağa bırakıcakken dağınık olan salonun sehpalarını yerine koyup koltuk yastıklarının tiplerinin kaymış olmasına aldırmadan yerde ki mayın tarlası gibi olan küçük oyuncakları cebime atıyorum. (evet evde mutlaka cepli eşofmanla geziyorum minik oyuncakları toplamak için birebir) Diğer elimde atmayı unuttuğum çöpleri mutfağa götürürken tezgah üstünü şöyle bir toparlayıp (muhtemelen Ela sakız çiğneyip lavabonun kenarına yapıştırmıştır) koltuğa oturduğum da aklıma 1 saat önce tuvalete gitmek için kalktığım geliyor ve kalkıp tuvalete gitmek için yola koyulurken bu sefer gözlerim kapalı gidiyorum böylece hiç birşey görmeden ve oyalanmadan hedefe ulaşmış olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Peki bitti mi? HAYIR. Tam klozete oturacakken ceplerimde unuttuğum o küçük oyuncaklar yere saçılıyor ve ben hemen oracıkta gereksiz gördüklerimi çöpe atıveriyorum böylece 2dk da oyuncak ayıklaması yapmış oluyorum :))) ee tuvalete kadar gelmişken makinaya çamaşır atmadan olmaz birde lavaboyu ovalayıp etrafına saçılan diş fırçası ve macunları toparladım mı tamamdır. Şimdi tekrar gözün kapalı hedef olan koltuğa ilerlersem benden daha keyiflisi olmaz diyorum.

İşte burada pratiklik gözünü kapatarak ilerleyebilmek bunu 1-2 kere deneyin sonra göreceksiniz ki gözünüz açıkken bile artık evin sağına soluna saçılmış oyuncakları görmüyorsunuz. Şuan hatırlamıyorum ama bir kitapta okumuştum; "çocuklu bir evde oyuncak toplamak kar yağarken kapı önünü süpürmeye benzer" yazıyordu. Yani sen bir taraftan topla arkandan bücürler tekrar dağıtsın bu yüzden işin sırrı dediğim gibi görmemekten geçiyor.

Diğer bir pratiklikte az eşya. Evde öyle çocuklarımın kırmasından korkacağım minik biblolarım yok. Toz almakla vakit kaybettirecek ufak hiç bir şey yok diyebilirim. Üzerine oyuncak yığacakları orta sehpam da yok. Annemin çeyizime ördüğü milyon tane dantelden hiç biri yok geri iade ettim satarım yoksa dedim hemen iademi kabul etti. Yıkaması dert ütülemesi dert hiç gerek yok.
Oda içinde saksıda çiçeğim de yok. Tamam çiçekleri çok severim ama balkonda durduğu sürece. O yüzden sıcak değil soğuk seven çiçekler tercihimdir :)

Oyuncak alımlarını büyük boy ürünlerden yana kullanmakta başka bir pratiklik bence. Şöyle ki mesela süpriz yumurta sevmeyen çocuk yok o yumurtaların içinden çıkan minicik oyuncakları da toplamayan çocuk yok. Ama toplatmammm (büyük konuşma Gülşah) arkadaş kaşla göz arası minik ebatta ki tüm oyuncakları atıyorum. Yağız'ın araba ebatlarını sabit tutacağım diye canım çıkmıştı neyse ki hep büyük boy seçti de beni de çok yormadı. Zaten Yağız da oyuncak kültürü yoktu araba, beybilade ve bide yaratık gibi bir şeyler vardı o zamanlar şuan sıfır oyuncağı var çok canı sıkılırsa Ela ile evcilik oynuyor. Ela ise bebeklerden gidiyor bu sıra sıkıntı yok. En ufak parçalı oyuncakları çay setleri ee o kadar da olsun çocuk bütün gün çay çorba pişiriyor. Birde heveslerinin geçtiği oyuncakları anında saklıyorum. Belli bir süre sonra tekrar önlerine koyuyorum bu taktikte tutuyor. Birde mümkünse bir boya kaleminden ortada 10 tane olmasın kocaman kalemler hemen de bitmiyor ama aynı renkten hediye geldikçe açılıp ortaya konulmuş hopp yok ediyorum bitince diğeri meydana çıkabilir ya da bir başka çocuk geldiğin de kavga çıkmasın diye çıkarabiliyorum.

Bunlar bizim elimiz de olan şeyler çocuklara yapma etme demektense ortamı sadeleştirmek en güzeli. Ne kendimizi yormaya ne de çocukları kısıtlayarak mutsuz etmeye gerek yok. Duvara sürülen parmak boya çıkabilir, koltuklar artık leke tutmayan cinsten çok titizseniz yayın bir koltuk örtüsü, yere dökülen oyun hamurları da kuruyunca süpürüle biliyor bunlar içinde çok kasmaya gerek yok. Yeter ki evde herkes sorumluluğunu bilsin tek toplayan biz anneler olmayalım.

Kamu spotu mesajı vererek yazımı sonlandırıyorum; benim saçlarım süpürge olacak kadar değersiz değil  ya senin :)))


Not: Bu yazdıklarım tamamen normal anneler için hastalık derecesinde titiz anneler için biliyorum ki ne yazsam fayda etmez.

sevgiler,










devamı »

22 Oca 2016

Anneysek Ölmedik Yaniii

Sizi bilmem ama ben normalde yalnız kalmayı pek sevmem. Hala geceleri yalnız uyuyamam mesela ya da evde uzun süre tek kalamam duvarlar üstüme üstüme gelir(di).

Artık öyle değil tamam hala gece yalnız kalmaktan yana değilim ama 2 çocukla birlikte koşturmayı düşününce "Allah ım nolur yaaa azıcık sessiz sakin yalnız kalsam" diye dua ederken buluyorum kendimi. Sonra bir silkiniyorum o nasıl dua öyle diye kendimi kınıyorum.

Sonra başlıyor benim içimde bir tartışma bir kargaşa analık tarafım ne ayıp ya diyo sağlıklı çocukların var ya böyle dua ederken başlarına iş gelse (tövbe tövbe) hemen kadın tarafım aaa bende insanım tabii ki arada bir sakinliğe ihtiyaç duyacağım diyor. Bir kafam bulanıyor sonra evde ki bir gürültü ile kendime geliyorum.

Demem o ki bir zamanlar korktuğum o yalnızlığa şimdiler de çok ihtiyaç duyuyorum. Çok umutlanmamak için yalnız kalsam şöyle yaparım, böyle yaparım gibi hayaller kurmuyorum çünkü ulaşamadığım şeyler beni cidden daha da aşağıya çekiyor. O yüzden hayırlısı diyorum, kısmet diyorum bak büyüyecekler o zaman yalnız kalacaksın keşke yanımda olsalar diyeceksin gibi tesellilerim oluyor. Polyannacılıktan kim ölmüş :)

Ama nefis işte istiyor hem çocuklarım çıt çıkarmadan yanımda otursunlar hem de kitap okuyayım soğumadan bir kahve içeyim dinleneyim istiyor. Yoo ben istemiyorum ruhum istiyor. Ne umut dolu bir cümle değil mi?

Tamam tamam bir şey istemiyorum ama anayım diye insanlığımdan vazgeçmedim yani. Dünyaya gelirken soran olsaydı bana bir sorardım ne kadar iş var payıma düşen bileydim kıçımın üzerine hiç oturmayacağımı yoo beni erkek olarak yollayın derdim belki de. Düşünsenize kadın sabah akşam oturmadan koşturuyor erkek aman tüm gün çok yoruldum diyerek köşe minderi gibi kenara çekilme hakkına sahip olabiliyor. Bunu burada tek tek yazmaya gerek yok çünkü bunlar bilindik şeyler ve de kabullendiklerimiz. Çok şükür zamane erkekleri eşlerine ( bir kısmı diyelim) yardımcı oluyor. Biraz da toplumsal baskıdan kaynaklı tabii. Kendi anaları gibi aslan oğlum, paşam gibi seven eşler kalmadı artık hele ki kadın çalışıyorsa biraz fazlaca elini taşın altına sokmak zorunda kalıyor. Ya cebim dolsun ya karnım doysun seçeneği önlerine konuluyor. Ki çok da iyi oluyor.

Çözüm falan yok bu yazıda valla öneri de yok olsa kendim uygularım :) Kelin ilacı olsa kendi başına sürermiş hesabı günlük koşturma arasında sağlığımız el verdikçe analar çeker yükü misali, umut dolu, hayal dolu, yarı polyanna, yarı depresif ruh hali ile aman çocuklarımıza da hissettirmeyelim taktikleriyle aynen yola devam.

Bu yol patikalı bir yol. 2 yaş sendromlu, 5 yaş sendromlu, erken ergenlik dönemli, tam zamanlı ergenlik dönemli vs vs süren giden bir yol. Bu yolda ilerlerken mükemmel anne olmak gerekmediğini, ara ara annelik modundan çıkıp insan olduğumuzu da hatırlasak yeterli sanırım.

Arada bir yazarak da olsa kafayı boşaltmak gerekiyor. Günlerdir Ela için ne yapsam, Yağız için ne karar versek falan diye düşünürken tellerimin yanmak üzere olduğunu fark ettim. Bu yazı da o yüzden yazıldı :)

Anneysek ölmedik başlığını da özellikle koydum. Bazen geriye dönüp ne yazmışım diye arşivden yazı başlıklarına bakıyorum baktıkça kafama kakmış olurum :)

Yazıyı bitirmeden size Gülse Birsel'in röportajında okuduğum mutluluk formülünü yazayım ;) Şükretmek ve iyilik yapmak bugün en azından bu ikisini deneyin ;)

Mutluluğun 5 formülü,
İnanmak,
İyilik yapmak,
Dostluk (yani sevdiğiniz ve sizin seven insanlarla vakit geçirmek)
İşinizi severek yapmak,
Şükretmek.











devamı »

20 Oca 2016

Annelere Rehber Kitap

oyuncu anne

Size özel bir annenin, özel bir yazarın kitabından bahsetmek istiyorum. Neden özel dediğimi kısaca şöyle özetleyim ; aslında her annenin olmak istediği bir enerjiye ve her çocuğun yanı başında olmasını isteyeceği oyuncu anne özelliğine sahip bir kadın.

Oyuncu anne yi facebook tan takip edenler ne demek istediğimi çok iyi bilirler. Şermin Çarkacı 3 çocuklu reklamcı bir anne. 0-6 yaş döneminin önemini fazlasıyla iyi bilen ve bu uğurda çocuklarıyla çocuk olan bir anne. Ayy pislendi, ay dağıldı, ay döküldü gibi kaygıları yok. Yoruldum sizinle uğraşamam kafam şiştileri hiç yok. Bu yüzden ben hayalimde ki anne diyorum kendisi için ;) Ben elimden geleni yapıyorum ama daha çok yolum var ve sürem kısıtlı Yağız da kaçırdığım bir dönemi Ela da çok daha iyi değerlendirme gibi hedefim var.

Kitabı yeni okudum bu kitapla beraber birde oyun takvimi çıkardı çoğu insanın aldığını görüyorum ama ben takvimleri çok takip edemediğim için kitaba yöneldim. Hemde böyle bir kitabı mutlaka kitaplığım da bulundurup özellikle de ileride Ela'nın okumasını umut ederek aldım.

Çok abartmışım gibi gelebilir ama inanın değil. Bugün artık çoğu anne çocukları için etkinlikler, oyunlar hazırlıyor. Ama içimizden kaçı çocukların ruhuna inip onların hayal dünyasını eşlik ediyor ya da edebiliyor bir incelemek lazım. Ya da kaçımız oynarken çabuk sıkılmıyoruz bir düşünmek lazım. Ya da kaçımız tertemiz yaptığımız bir evi suyla oynayatarak evimizin ıslanmasını umursamıyoruz bir saymak lazım ;) Saymaya da gerek yok kendimize bir dönüp baksak yeterli.

Kitabı okuyunca resmen para ile alınan oyuncakların ne kadar gereksiz olduğunu her şeyin hayal gücüne bağlı kalarak çocukları ne kadar mutlu ettiğini hatta o hayal dünyasına girerek oynayan ebeveynin de ne kadar mutlu olabileceğine inandım. Ve yalan değil imrendim.

Kitabın detaylarına gelince;
şermin çarkacı

 Kitapta en sevdiğim cümle bu oldu;
 " Onların elinden sokağı aldık... O da giderken yanında mahalle arkadaşlığını, sokak kedilerini, çocuk seslerini, sokak oyunlarını, kapı önü sohbetlerini, özgürlüğü götürdü. Şimdi ne kadar çabalasak sokağın sesini anlatamayacağız çocuklara. "

vee budaaa

"Çocuklar uyuduktan sonra bir masal da kendine anlat. Çünkü her anne, aslında bir kahramandır ve mutlu sonu hak eder."

Hayal gücü adınaaaa
Ah ne güzel, hepimiz yaratıcı çocuklar istiyoruz. Peki evde çocuğumuzun hayal dünyasını desteklemek için neler yapıyoruz? Ya da tam tersi soralım, onun hayal dünyasını nasıl engelliyoruz.
* Ona destek olmak ve zemin hazırlamak durumundayız.
* Birlikte deneyler yapmalıyız.
*"bunun burada ne işi var demeyeceksin. Evinizin süsü bozuluyor olabilir, bi zahmet bozulsun.
* Ben bu pis şeyleri eve sokmam demeyeceksin. Eğer uygun yeri ayarlarsanız evinizde taş köşesi, çalı çırpı köşesi de yapabilirsiniz.
* Sınırlara takılı kalma. Resim illa resim kağıdına yapılmaz. Bir ağaç, bir tabak, bir tişört, bir kol bir anne de boyanabilir. Eğer ona bu imkanı tanımazsak yaratıcılığı resim defterinin sayfaları ile sınırlı kalır.
* Özgürlük tanı. İlla senin aldığın oyuncakla oynaması, senin istediğin oyunu oynaması gerekmiyor."çiçek çizelim mi" demek yerine "resim yapalım mı" demek kafasında daha çok şey canlandırmasına neden olur.
* Her şeyden önce sen inan, sen hayal et, sen araştır. Korsanların varlığına inan örneğin, gerçekten varlar mıydı, ne yer ne içerlerdi öğren. Deniz kızı masalı öğren var olduklarına inan. Canavarlar nasıldır, şeklini şemalini araştır. Birlikte inandığınız hiçbir şey hayal olamaz...

Kitabın en son sayfalarında da her ay için gün gün oyun önerileri var.

Daha da detaya girmeyim mutlaka alıp kitaplığınızda bulundurun. Çocuklara kızdığınız, öfkelendiğiniz anlarda da bu kitaba sarılıp sakinleşmeyi deneyin. Bizzat denedim işe yarıyor ;)

veee son olarak;

" Her oyuncağın kırılmaya hakkı vardır, ama çocukların asla..."

Sevgiler,






devamı »

18 Oca 2016

Ben YAPMADIM!

Bu sıra bizim evin favori lafı "ben yapmadım".

Duvarda el izi minik değil büyükte değil belli ki Yağız'ın ama hemen ordan bir ses ben yapmadımmmmmm iyi peki :) hayır sanki ben yaptım dese sopa yiyecek ya da oturup temizleyecek ama olmaz kabul etmek racona ters.

Ela ile yanımda oturuyorlar görüyorum Yağız ağız hareketleriyle Ela'nın elindekini göstererek o benim diyor Ela başlıyor ağlamaya daha ben bir şey demeden Yağız hemen "ben yapmadım" diyor ee gördümmm neyse peki diyor susuyorum.

Okulda futbol oynamışlar top okul dışına kaçmış Yağız da dahil bir kaç kişi tellere tırmanmışlar ve öğretmen görüp disipline götürmüş ama ufak bir uyarıdan sonra sınıflarına yollamışlar eve geldiği gibi konuyu anlattı ve benim yorumumu beklemeden "ben yapmadım" anne benim suçum yok sadece onlara bakıyordum yapmayın kötü bir şey bu yaptığınız diyordum dedi. Gülcem gülemiyorum oğlum tellerde yakalanmışsın keşke yerde arkadaşlarına yapmayın etmeyin diye uyarsaydın diyorum yine "ben yapmadım" ki diyor.

Kitapyurdu sitesinin telefonumda uygulaması var. Yağız ordan sepete bazı kitaplar atar bende müsait olunca sepetteki kitapları alırım. Geçen gün aldım aldığım kitabı gördü neden bana sormadın alırken dedi. Sepete attın ya geçen akşam dedim yooo "ben yapmadım" öyle bir şey dedi. Kitapta saftirik adında bir kitap yani öyle benim yanlışlıkla falan alabileceğim bir kitap değil ama o yapmamış ne diyelim :)

Tabletine oyun yüklemiş ve tablet kilitlenmiş. O tablete de Yağız dan başka kimse ellemez hadi elledi kalkıp dövüş oyununu kimse indirmez. Aaa ne oldu bu tablete dememe kalmadı Yağız koşarak geldi valla "ben yapmadım" anne!

Kalemi bozulur babasına yaparmısın diye getirir ama verirken de "ben yapmadım" baba der arkadaşın yanlışlıkla yapmıştır olsun dersin yooo arkadaşım da yapmadı der hımm Ela yapmıştır dersin yoo oda yapmadı der eee kim yaptıııı? sessizlik.....

Bunlar gibi çok örneğimiz mevcut. Eskiden bizler anne babalarımızdan ( ki asla döven bir anne babaya sahip değildim ama babamın bir bakışından korkardım) kızacaklar ya da dövecekler diye korkudan hiç bir suçu üstümüze almazdık. Ama bu yeni nesilin derdi ne çözemedim. Ki ben bebeklikten beri bir şey kırılsın aman olsun yenisini alırız, üzerlerine bir şey döksünler kirlensin yıkarız böyle kazalar olabilir diyen bir anayım nedir bu bana karşı sürekli hakkını savunma tripleri anlamadım :) Kızarlar, bağırırlar, ceza verirler diyerek anadan babadan korkan bir çocuk da değil. Yalnız Yağız'ı büyütürken sürekli "hakkını her zaman ara çocuğum" derdim sanırım bir yerde eksik eğitim verdim kendini her daim haklı görür durumda. Eee sakiniz (kabul arada çıldırıyorum) napalım bu da bir nevi dönem işte ;)

Bu arada bu ben yapmadım sözünün geçtiği her konunun arkasından mutlaka tiz bir ses duyulur evde Ela çemkirerek iki eli belinde gelir yanımıza "ben yaptımmmmm" der. Kıza da her şeyi üstüne almaması gerektiğini baştan öğretmen gerekecek.

İkisine de doğruyu öğretemezsem şimdiden söyleyim, yazayım buralara bilsinler valla çocuklar "ben yapmadım" yapınız böyleymiş.

Mutlu haftalar,









devamı »

15 Oca 2016

Oyun Seli KONUK YAZAR

Maviningüncesi bloğunun yazarı Aylin yakışıklı oğluyla evde yaptığı etkinlikleri bizlerle paylaşarak bu hafta bloğuma konuk oldu. Hepimize fikir olabilecek nitelikteki yazısıyla sizleri baş başa bırakıyorum. 
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------  Zaman çabuk geçiyor, çabuk büyüyor çocuklar. Yaşları arttıkça, oyun oynama istekleri de artıyor. Ben çalışan anne olduğum için ancak izin günlerimde oğlumla vakit geçirebiliyorum. Bu haftaki izin günümde oğlumu oyun seliyle karşı karşıya bıraktım.

 Ben pedagog da değilim psikolog da değilim. O yüzden oynadığımız oyunlar ne işe yarar bilmiyorum. Bildiğim tek bir şey var; o da oğlumla bir saate yakın eğlenceli zaman geçirdik.

NELER YAPTIK

okul öncesi

Oynamaya başlarken ben sadece tek bir etkinlik düşünmüştüm. Gerisi oğlumun ilgisi ve yaratıcılığı sonucu kendiliğinden gelişti.
Plastik bir kabın ağzını alüminyum folyo ile kapatıp ufak delikler açtım. O deliklerden kuru fasulyeleri kaba atarak başladık oynamaya. İtiraf etmeliyim, ben sadece bunu yapacaktım.
Kuru fasulyeler bitene kadar devam etti, deliklerden kabın içine atmaya. Fasulyeler bittikten sonra, kabın üzerindeki alüminyum folyoyu çıkarttım. Ben folyoyu çıkarınca oğlum, ben hiç yönlendirmeden fasulyeleri kaptan kaba aktarmaya başladı.

O fasulyeleri kaptan kaba aktarırken, ben de alüminyum folyoyu yuvarlayarak top haline getirdim. Kısa bir süre onunla top oynadıktan sonra folyoyu ufak parçalara ayırmaya başladı. Paramparça oldu bütün bir folyo :)

Folyoları yırtma işlemi bittikten sonra, kepçe ile kaptan kaba kuru fasulyeleri aktarmaya başladı. Başta da dediğim gibi, tek bir etkinlik vardı aklımda ve ben bu kadar uzun süre oynayacağımızı düşünmemiştim. Çünkü, daha önceki denemelerimde oğlum hiç ilgilenmemişti oyunlarla, ben tek başıma oynamak zorunda kalmıştım. Ama bu sefer öyle olmadı, O’da bana eşlik etti :)

Kepçeyle aktarımdan sonra yaptığımız şey ise; kepçenin ucundaki delikten tek tek fasulyeleri geçirmek. Bunu da oğlum buldu :) Bir süre de bununla oynadıktan sonra tabiî ki tencere tavaya bağladık sonunu :) Kepçe ve tencere orkestrası sahnede :)


fasulye etkinliği


Müzikle biraz eğlendikten sonra geldik son noktaya. Hazır fasulyeler ortadayken bilimsel çalışmalar yapmadan olmaz :) Pamukta fasulye yetiştirme deneyi yaptık.

Bakalım fasulyelerimiz ne kadar sürede büyüyecek :)

Oğlumla bir saatte birçok etkinlik yaptık. Sonucunda O’da mutlu ben de mutlu.





Son olarak blogunda beni konuk ederek yaptıklarımızı sizlerle paylaşmama vesile olan sevgili Gülşah’a çok teşekkür ederim.

Sevgilerimle,

Aylin DEMİR

devamı »

14 Oca 2016

Devlet Okuluna Devam mı?

4 sene önce ne çok kafa yormuş özel okul mu? devlet okulumu diye kendimizi paralamış sadece okuma yazma öğrenmek için kendimizi kasmamaya karar verip devlet okuluna göndermiştik. Hiçte pişman olmadan 4 seneyi geride bıraktığımıza hala inanamıyorum.

Peki şimdi ne olacak? 

Yağız şuan ilkokul 4.sınıfta ve bu sıra özel okulların bursluluk sınavları başladı. 2 tane özel okulun bursluluk sınavına sokacağız. Ama bundan bile emin değilim. Kazansın ya da kazanmasın amacımız o sınav ortamını görsün dedik. Sonuç ne olursa olsun neye karar vermeliyiz yine bir kargaşa oluşacak.

Şöyle 4 yılın değerlendirmesini yapacak olursak; gittiği devlet okul Bursa da ki özel okullarla aşık atacak derece de iyi bir okul. Tekli sıralar, akıllı tahtalar, temiz tuvaletler vs her şeyi ile 3 yıl özel anaokulunda okuyan bir çocuğa nereden düştüm ben buraya dedirtmeyecek cinsten. Okul değil öğretmen önemli sözüne yürekten inananlardanım ee oda şansımıza çok iyi çıktı. Anlayışlı, yardımcı olan, çocukları korkutmayan okul içi sınavlara bile çocukları evde değil bizzat okulda kendi hazırlayan bir öğretmen. Bu yüzden biz 4 yılı devlet okulunda sorunsuz bir şekilde bitirmek üzereyiz. ( tabii dönüşümden kaynaklı 1 seneliğine okul değişimini dikkate almazsak) Malum şuan 1.sınıfa başladığımız okulda değiliz ama ortaokula devlette devam edecekse yine o okula dönecek.

Neyse 4 seneyi atlattık. Peki ortaokul için neden bu kadar düşünüyorum hemen söyleyim ders sayısı, sınav stresi artacak. Okul yarım gün olursa çalıştığım için yarım gün ya etüde gidecek ya da evde başı boş kalacak. Evde kalabilir sorun yok ama tek başına evde derslerini nasıl yapar şimdilik bir fikrim yok. Ve en önemlisi iyi bir lisede okuyabilmesi için ortaokulda başarılı olup sınavlara iyi hazırlanması gerekiyor. Dershane mantığı artık kalmadı özel ders alması gerekebilir. Etüd, özel ders, kurs derken bu masraflarında toplamı özel okul fiyatına denk gelecekse devlet yerine özel okula göndermek daha mantıklı olabilir. 

Birde iç sesimi dinleyim desem çocukların böyle koştur koştur eğitim sisteminde okumasından, yarış atı gibi başarılı olması için eğitilmesinden, strese sokulmasından hiç hoşlanmıyorum. Tabii ki anne olarak gelecekleri için kaygılanıyorum ama başarılı olmalarından önce mutlu çocuklar olmaları benim için daha önemli diyorum fakat ileride iyi bir işi, iyi bir kariyeri olması içinde sadece mutlu değil başarılı olmaları da gerekiyor. Tüm bunların yanında okuyacak çocuk her yerde okur mantığına da inanıyor ama mutlaka desteklenmesi gerektiğini de kabul ediyorum. Bu yüzden işte günlerce her detayı tek tek düşünüyorum. 

Şimdilik hiç bir şey net değil Yağız'ı özel okula versem Ela'yı da aynı şartlarda okutmam gerekecek (buda ayrı bir vicdan meselesi illa eşit olacak :) ) bu şartları sağlayabileceğimizden de emin olmak istiyorum kiii tam burada kendime yarının garantisi olmadığını hatırlatıyorum. 

Bu konunun maddi manevi bir sürü boyutu var. İlkokul için bu kadar kargaşa yaşamadık çünkü özel de olsa devlette olsa müfredat aynı koşturma yok sadece okuma yazma öğreniyorlar. Sırf bunun için o kadar yüksek paralar ödeyerek bütçeyi sarsmaya gerek duymadık. Ortaokul bir tık daha önemli oda sırf liseye sınavla girildiği için sınavla liseye girme derdi olmasa bu kadar kaygılanmam okuyacağı varsa okur der geçerim ama maalesef bu eğitim düzenin de bu lafı çok kullanmak mümkün değil. 

Belki de ortaokulu da devlette okutup istediği liseye giremezse özel okulla desteklemek mantıklı olabilir. Bu arada Yağız da bazı şeylerin ne kadar ciddi boyutta olduğunun, tüm hayatını girdiği sınavların ne kadar etkileyeceğini farkına varabilir. Evet aslında çocuk da farkındalık yaratmakla başlanabilir. Bir şekilde sınavların önemini (bir anne olarak hiç istemesem de) bu düzen gerekliliği için ne kadar şart olduğunu anlaması her şeyin başı olabilir.

Yağız bu hafta sınava bir girsin sonraki tepkilerini çok merak ediyorum. Bizim de kafamızda bazı şeyler netleşmiş olabilir ;) Sonuçta bu onun geleceği ve biz sadece onun destekçisiyiz.

Tüm anne babaları devlet okulu mu? yoksa özel okul mu? soruları arasında bırakan eğitim sistemine ve devlet okuluna giderse sırf yarım gün ne yapacak bu çocuk çalışan anneleriz etüde falan mı versek özel dersmi aldırsak yoksa sırf bu yüzden bütçeyi zorlayıp özel okula mı versek düşünceleri arasında boğulmasına sebep olan devletimize de sevgi ve saygılarımı tekrar tekrar yolluyorum.

Not: Geriye dönüp yazdıklarımı okurken bile afakanlar bastı ve şuan 2 yaş sendromlu yazılar daha bir cazip geldi gözüme :) az bi yavaş büyüseler...







devamı »

13 Oca 2016

Umudun Bitmesin

Yeni yıla girdiğimizden beri enerjimi düşürmemek için (çok karşı olsam da) haber izlemekten kaçar oldum. Çünkü gerçekten etkisinden kurtulamıyorum akşam da çocuklara bakıp bakıp ağlayacak modda oluyorum. Buda çocuklarla olan iletişimime zarar veriyor. Ama dünkü haberi maalesef gördüm.

Belki ailemden dostlarımdan biri de orada olabilirdi olmadığına şükrederken bile kendimden utandım. Nerede bir can gitse bizimde kalbimiz orada atıyor. Ben çocuklarıma mutlu olacakları bir dünya bırakmak istesem de sistem buna izin vermiyor.

Yine umutluyum bugüne şükredecek durumdayım. Elimden geldiğince kendimi ve ailemi kötülüklerden korumaya çalışıyorum. Sevmenin olan bitene rağmen çok sevmenin ne kadar iyi bir şey olduğunu çocuklarıma öğretmeye çalışıyorum. Akşam böyle bunları düşünürken yattığım yerden kalkıp Yağız'a not yazdım. Onu ne kadar çok sevdiğimi, benim için ne kadar değerli olduğunu belirttim. Ve altına not düştüm "biliyorum bugün önemli bir sınavın var başarılı ol ya da olma yeter ki herkesi seven zarar vermeyen insan ol bu bize yeter" diye belirttim.

Yağız 1.sınıfa başladığında her gün beslenmesine yiyecekle birlikte not yazar koyardım çok hoşuna giderdi. "Söylediklerini bazen unutabiliyorum ama yazdıklarını hiç unutmuyorum anne" dediğinde dünyalar beni olmuştu. "Söz uçar yazı kalır" sözünü ıspatlamış olduk.

Dün oyuncuanne nin sayfasında da görmüştüm çocuğunuzun yaşı kaç olursa olsun evde bir dilek kavanozu bulundurmanın bende o eve huzur getireceğine inanıyorum. Bu kötü günlerde bile her çocuk kalbinden güzel dualarda bulunup biriktirse masum dileklerini büyüdüklerinde geriye dönüp kendi masumiyetlerini hatırlamaları için güzel bir hatıra olabilir.

Gündemi değiştirmek ya da yumuşatmak ya daaa iyimser hale getirmek gibi bir niyetim yok sadece umudumu kaybetmemeye çalışıyorum. Bu topraklarda bu vicdansızlarla aynı havayı solumaktan mutlu olmasam da hatta yarın benimde başıma gelmeyeceğinin garantisi olmasa da ben bir anneyim nefreti ağzıma almadan tüm bu pisliklere inat çocuklarıma herkesi sevmek gerektiğini ve hiç bir canlıya zarar vermemek gerektiğini mutlaka öğretmek zorundayım. 

Tüm anne babalar da buna mecburlar. Başka türlü güzel bir gelecek dilemek sadece hayal ürünü olarak kalacaktır.

Daha temiz ve masum bir dünya dilerim....


devamı »

11 Oca 2016

Çocuk Kitapları 2 ( Ela'nın Kitaplığı)


3-6 yaş çocuk kitapları

Ela nın kitaplığı na kaldığım yerden devam ediyorum ;) Diğer yazım için TIK TIK


  Ela 33 aylık ve bu soru cevaplı eğlenceli kitap 3-4 yaşa uygun dedikleri için biraz tereddütle almıştım ama 30 ay üzeri bebeklere de gayet uygun. Özellikle Ela gibi araba sevmeyen çocukları araçta oyalamak için çok güzel bir kitapçık. Genel de çantamda taşıdığım bu kitapçıkta 150 tane çocukların canını sıkmayacak eğlendirecek sorular var. Bilmediği bir çok terimi de bu soru ve cevaplardan öğrendik diyebilirim. Bu serinin daha ilerisi versiyonları da var şimdilik bunu tam anlamıyla bitirmediğimiz için başka almadım. Ama yaklaşık 3 aydır elimizden düşürmedik diyebilirim.




zambak yayınları
"Mumi Özür Diliyor" Yağız döneminden kalma bir kitap ve bu bir seriydi. Hemen hemen hepsini almıştık ilkokula başlayana kadar da Yağız ın hep elindeydi. Özür dilemenin yöntemini gayet güzel anlatıyor. Renkli kağıda basılmış fotoğraflar da bayağı dikkat çekici. Zambak yayınlarını oldum olası sevmişimdir ;) Ela nın sevmiş olduğunu görünce mutlu oluyorum.
çocuk kitapları
Çevre Temizliğini Öğreniyor tarzında kitap bence her çocuğun kitaplığın da olmalı diye düşünüyorum. Araba camından çöp atmanın, yürürken sakızı yere sokağa fırlatmanın, piknik yaptığımız yerleri temiz bırakmanın önemi vurgulamakta daha ufacıkken öğretmekte fayda var Çünkü bugünün büyüklerine artık bunu öğretemiyoruz. Ağaç yaşken eğilir diye boşa dememişler ;)



dörtgöz yayınları
"Kahverengi Ayıcık Balını İstiyor" son aldığım kitaplardan birisi. İzinsiz arıların balını alan ayıya doğru yolu öğretiyorlar. Ela resimlerden çok hoşlandığı için seviyor fakat ben nedense hikayenin anlatımını çok da beğenmedim.






 Not: Büyükler için olan kitapları okuyamıyorsanız bile çocuk kitaplarından yatmadan önce mutlaka okuyun içinizde ki çocuğa çok iyi geldiğini göreceksiniz ;)

Sevgiler,

devamı »

8 Oca 2016

Geçmişin Notları


melimelek ajanda

Daha önce belirttim mi bilmiyorum ama çocuklara doğduğundan beri büyüdüklerinde ellerine vermek için ajanda hazırlıyorum. Bu niyetle gaza gelip Yağız ın ajandasına doğduğundan beri çokça notlar almışım ilklerinin hepsini yazayım hatıra kalsın diye başlayıp ilk kakasına kadar yazıp abartmış olabilirim ama geriye dönüp okuduğum da şahsen ben çok eğleniyorum. Umarım büyüdüğünde Yağız ında hoşuna gider.

Ela da biraz tembellik yapmışım her ilklerini yazamamışım blog yazmaya başlayınca da bayağı ihmal etmişim. İlerde abime yapmışsın bana yapamışsın diye gönül koyar diye düşünüp Aralık ayında onun  da ajandasını bayağı doldurdum. 2016 da hedefim olsun iki ajandayı da ihmal etmeyeceğim ;)

Kendime de her yıl bir ajanda edinirim. Nedendir bilmem pek bi severim ajandaları. Planlarımı, unutmamam gerekenleri not alırım. Bekarken de yapardım bunu günlükler tutardım mesela eşimle tanışınca da bir ajanda hazırlımışım ama neyin kafası ise güzel geçen günleri değil sadece düğün telaşı ile yapılan kavgaları yazmışım. Valla hemde tek tek detaylı yazmışım. Evlendikten hemen sonra bıraktım o ajandayı bir kenara evlendikten 5 yıl sonra taşınırken de elime geçti bir okuyayım dedim aman Allah ım meğer ben bir halı almak uğruna neler çekmişim, bir avize için birbirimize günlerce küsmüşüz adama da giydirip durmuşum nasıl moralim bozuldu resmen o günlere geri döndüm hemen attım ajandayı hemde sayfalarını tek tek yırtarak attım ki birinin eline falan geçerse aklımdan şüphe etmesin. Benim olduğumu anlamaları da zor değil çünkü ben her yere adımı yazarım. Bir de yeni evleneceğim ya hevesle ajandanın her yerinde adım düğünden sonra benim olacak soyadım var. Yani tanınmamam mümkün değil. Nişanlılık kafası başka bir şey işte ne diyeyim :) 

Şimdi akıllandım sağa sola kötü hatıralarımı yazmıyorum. İlla bir şeyler yazacaksam kendime bir kaç çift güzel sözler yazıyorum  moralim bozulduğunda da açıp daha önce yazdıklarımı okuyorum vay be sen neymişsin Gülşah duygusunu kendime yaşatmayı çok seviyorum. Bu da 2015 de kendim için yaptığım bir şeydi devam da ettireceğim.

ceyda düvenci ajanda


Bu yıl Ceyda Düvenci nin çıkardığı sevimli "olumlamalı" ajandadan satın aldım. Geliri TOÇEV  e bağışlanıyormuş. Her sayfasında huzur veriyor desem inanın abartmam. Güzel kısacık notlar var. Size kendinizi hatırlatacak öğütler var. Bana şans ve uğur getireceğine inanarak çantamda taşıyorum. Emek harcanarak yapılan her işe sonsuz saygım var. Hele mücadele eden bir kadınsa ve çocuğu uğruna yapıyorsa önünde saygı ile eğilirim. Allah herşeyden önce sağlık versin diyoruz ya hakkaten o geçiştirme bir laf değil gerçek ve yürekten bir dua.

Yeni bir yılın 1 haftasını bile bitirmek üzereyiz. Zaman çok hızlı geçiyor. 2016 da mutlu günler biriktirin baktınız sayfa kirlendi yeni temiz bir sayfa açın ;) Ve unutmayın hep kendinize hatırlatın SİZ HERŞEYDEN ÖNEMLİSİNİZ!

Sevgiler,



devamı »

6 Oca 2016

#kısacıkruhhali Günaydın

Sabah kalkıyorsunuz koştur koştur çocukları hazırlıyor sonra kendiniz hazırlanıyor apar topar evden dışarı atıyorsunuz asansörde ki komşunuza "günaydın" diyorsunuz tık yok. Bekçiye selam veriyorsunuz selam vermezsem işten çıkarılırmıyım düşüncesiyle zora ki bir "günaydın" diyor. 

Servise biniyorsunuz en canlı sesinizle "günaydın" diyorsunuz.

O da ne tık yok bir daha "günaydın" diyorsunuz ve susuyorsunuz 10 dk sonra biri günaydın diye karşılık veriyor. O an size de oluyor mu bilmiyorum ama ben bir gün elimde ki çantayı selam vermeyenlerin kafasına patlatacak gibi oluyorum.

Yahu ne kadar huysuz mutsuz bir milletiz. Sabah afyonun patlamamış olabilir de bir günaydın demek bu kadar mı zor. Valla ben çocuklara bile zorla günaydın dedirtiyorum. Yapmayın etmeyin selamsız sabahsız düşmeyin yollara şükredecek çok sebebimiz var. Varsın tüm gece uykusuz kalın ama uykusuzluk sebebiniz sağlıklı bir çocuk yüzünden olduğunu hatırlayıp yine şükredin. 

Bu konuda bir deneyim vardı şimdi kimseye uygulayamam bunu ama lise yıllarımda çok sevdiğim bir arkadaşıma yapmıştım. Kıza nasılsın, günaydın ne dersen de sabahları cevap vermezdi. Yataktan çıkıp kendini yollara attığı dış görünüşünden çok belli olurdu. Onu bu şekilde kabul etmiştik ama ben içten içe çok ayar oluyordum. Bir sabah tüm cesaretimi toplayarak "günaydın canım bu sabah ne kadar çirkinsin" dedim. Anammm o sabahları konuşmayan ağzını açmayan kız varya birden aslan kesildi. Neredeyse üzerime saldıracaktı güldüğümü görünce sakinledi. Sonra ki her sabah sadece bana olsa bile gülümseyerek"günaydın"demeye başladı. Demek ki konuşması için olumsuz yorum yapmak gerekliymiş.

Yarın itibariyle evden çıkarken herkese böyle davranayım bari belki kendilerine gelirler. Bir hafta içinde benden ses gelmezse bilin ki biri beni sabah selamı üzerine yaptığım deney yüzünden topuklarımdan vurdu :)))

eee günaydın o zamannnn ;)

sevgiler

devamı »

4 Oca 2016

Öfkeyi Kontrol Edebilmek

öfkelenmek, bağırmak


Öfke kontrolü anne olduktan sonra hırsla öğrenmeye çalıştığım bir konu. Maalesef günlük hayatımız da koşuştururken fazlasıyla geriliyoruz ve bunun patlaması genelde sevdiklerimize oluyor. Doğan Cüceloğlu nun bu konu da çok sevdiğim bir yazısını da sizinle paylaşmak istedim. 2016 tüm anne babalar için öfke kontrollü geçsin bu da günün duası olsun ;)

sevgiler,




 Bir insanın olgunluğu, onun öfkesini ne kadar yönetebilmesinden anlaşılır. Olgun insan kızmayan değil, öfkesini iyi yönetebilen insandır. İyi yönetilememiş öfkenin bedelini büyüktür. Hapishaneler öfkesini gerçekçi ve anlamlı bir şekilde yönetememiş insanlarla doludur. İyi yönetilemeyen öfkenin topluma ağır bir ekonomik bedeli vardır. Öyleyse gelin öfke yönetiminin adımlarına bir bakalım.

Öfke yönetiminin adımları
1- Öfke yönetiminin ilk adımı, kişinin duygularının farkına varmasıdır. İçinde yetiştiği ortamın özelliklerine göre çocukken bazı duyguları bastırmayı ve farkına varmamayı öğreniriz. Örneğin bazı yetişme ortamlarında öfkelenmek ve öfkesini göstermek erkek çocuğu için uygun görüldüğü halde bir kız çocuğu için hiç uygun görülmemektedir. Bu durumda kız çocuğunun bu duyguyu hissetmekten ve ifade etmekten uzak durması istenir. Ve gerçekten de öfkesini göstermesi istenmeyen çocuklar büyüdüklerinde öfkelerini tanımakta çok zorluk çekerler. Bu kişilerde öfke şikayet davranışı ya da depresyon duygusuna dönüşür.

2- İkinci adım, kişinin on saniye kadar derin nefes almasıdır. Bu şekilde öfkesinin farkına varan kişi amigdala, hipotalamus ve hipokampusun yani iç beyinin hakimiyetinden kurtularak denetimi düşünce ve aklın yer aldığı ön beyine aktarabilir. Tabii, ona kadar sayan herkesin öfkesini denetim altına alabileceği söylenemez; ama ona kadar saymak böyle bir fırsat yaratır.

3- Üçüncü adım, öfkemizin temelinde yer alan sürecin farkına varmaktır. Öfkeniz karşılanmayan bir beklentiden kaynaklanabilir. “Halimi, hatırımı sormadı, bir ihtiyacın var mı diye sormadı,” buna bir örnektir. Öfkenin kaynağı “dürüstlük” gibi ihlal edilen bir değer de olabilir.

4- Dördüncü adım, bu sürecin kaynağında yaşamın gerçekleri mi yer alıyor, yoksa kişinin egosu mu, onun farkına varmaktır. Örneğin, “bana ters baktı”ya kızmak ego kaynaklı bir öfkedir. Öte yandan, “bana yalan söyledi”ye kızmak değerler ihlali ile ilgilidir.

5- Beşinci adım, öfke ego kaynaklı ise onu nefsini terbiye etme fırsatı olarak değerlendirmelidir. Bunu yapan kişi yaşamı boyunca sürekli bir gelişim süreci içinde olur. Nefsini terbiye etmeyen ise bir çatışmadan öbürüne savrulmaya mahkumdur.

6- Altıncı adımda yaşamın gerçeklerinden kaynaklanan bir öfkenin farkına vardığında kişinin soracağı önemli bir soru vardır: Kısa vadeli geçici bir durumla mı karşı karşıyayım yoksa kalıcı ve sürekli olan bir durumla mı? Örneğin bir alışveriş merkezinde sattığı malla ilgili bile bile yanlış bilgi veren bir satıcıyla ilişkiniz geçicidir. Ama dost bildiğiniz yakın birinin size yalan söylemesi kalıcı ve sürekli bir duruma örnektir.

7- Yedinci adımda karar verilmesi gereken etki alanı içinde nelerin yapılabileceğidir. Yanlış bilgi veren satıcıya dönük yaklaşımınızla, aileden çok yakın birinin yalan söylemesine yaklaşımınız arasında farklar olmalıdır. Birincisinde mağazanın yöneticiyle bir kez konuşmak yeterli olabildiği halde öbüründe uzun süreli takip edilmesi gereken bir durum söz konusudur. Bazı durumlarda durum tamamıyla kişinin etki alanının dışında kalabilir. Örnek; sizi tehlikeye sokan bir sürücünün arabasıyla hızla oradan uzaklaşması gibi. Etki alanının sınırlarını bilmek kişinin olgun, kendini tanıyan ve gerçekçi olmasını gerektirir.

8- Sekizinci adım, “değer mi?” sorusunu sormak olmalıdır. İçinizde, “Evet, değer !”cevabını buluyorsanız o zaman kolları sıvayarak stratejiler geliştirmeye başlayın. Atatürk’ün istiklal savaşını planlamasının altında bu tür bir öfke yatmaktadır. Sebat ve azmin altında bazı durumlarda bu tür bilinçli öfke bulunur. “Hayır,” cevabını buluyorsanız, zaman ve enerjinizi çöplüğe atmamak için sizin için önceliği olan bir alana yönelin.

Unutmayın, gerçekte öfkeniz için cezalandırılmazsınız; öfkeniz tarafından cezalandırılırsınız.


devamı »
Bumerang - Yazarkafe